17 Şubat 2018 Cumartesi

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir - Ahmet Ümit


Yine kısa öykülerden oluşan ince bir kitap. Başkomiser Nevzat ve yardımcısı Ali cinayetleri kovuşturmaya devam ediyorlar. 
Olaylar yine İstanbul da yaşanıyor.
Yine toplumun farklı kesimlerinden insan hikayeleri, sosyal yaralar, v.s...

Agatha'nın Anahtarı - Ahmet Ümit

Kısa öykülerden oluşan ince bir kitap. Başkomiser Nevzat ve yardımcısı Ali nin soruşturduğu ilginç cinayetler.
Olaylar İstanbul da yaşanıyor.
Arka planda da, Türkiye nin sosyal yaraları, toplumun farklı katmanlarındaki insanların yaşamlarından kesitler, adalet sistemindeki aksaklıklar, v.s üzerine düşündürüyor.
Kitaba ismini veren  hikaye, “Agatha’nın Anahtarı”

Diğer öyküler : kitap katili, savcıyı öldürmek, çalınan ceset, arsadaki bacak, sevgilim tiner, altın ayaklar, bir ölünün yolculuğu, örgüt işi, tarikat cinayetleri, v.d.

3 Şubat 2018 Cumartesi

KAVİM – AHMET ÜMİT

Tek kelime ile muhteşemdi. Yüreğine sağlık sevgili Ahmet Ümit.
Hem müthiş bir heyecan, gerilim. Hem de Anadolu’nun kadim kültürleri hakkında harika bir belgesel.
Kavimler bahçesi Anadolu. Kültürler bahçesi, medeniyetler bahçesi Anadolu. Pek çok halka, kültüre, medeniyete, inançlara beşiklik yapan topraklar. 
 Romanı okurken hem polisiye gerilimin verdiği müthiş heyecanı hissediyorsunuz  hem de aynı anda sık sık yaşam üzerine, ölüm üzerine, yaşamın anlamı üzerine, bu ülkede yok edilen kadim halklar, kadim kültürler üzerine düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Anadoluda yüzyıllarca yaşamış olan kadim kültürlerin, kadim halkların yok olması veya yok edilmesi üzerine hüzünleniyorsunuz. Bizim yörelerin, Mardin Midyat çevresi havasını soluyorsunuz.
Belli ki sevgili Ahmet Ümit çok çalışkan bir yazar. Hayran kaldım.
Eminim sadece bu romanı yazmak için bir sürü belgesel nitelikte kitap-ansiklopedi okumuş, Gazete arşivlerini taramış, Mardin Midyat çevresini gezmiş, Yöredeki insanlarla görüşmüştür.
Bir roman olmasına rağmen, Mezopotomyanın yaşayan kadim halklarından Süryaniler hakkında belgesel nitelikte pek çok bilgiler öğreniyorsunuz.
Bizim yörelerde bir türlü bitmeyen çatışmalar, ölümler, öldürmelerin getirdiği çürümeler, yozlaşmalar, canavarlaşmalar.

Başkomiser Nevzat, karşısında kendine göre çok haklı cinayetler işlemiş adama ;
-         Öldürdüğün insanlara benzediğini düşünmüyor musun? Bu ülkeyi yaşanmaz kılan insanlara…
Çok çarpıcı geldi bana. Her ne amaçla olursa olsun silaha, savaşa, şiddete bulaştıktan bir süre sonra öldürdüğün insanlara benzersin. Bir süre sonra canavarlaşırsın.

Başkomiser Nevzat, Yardımcıları Ali ve Zeynep
Evgenia yengemiz.
Cengiz müdür
Selim
Yusuf
Can
Midyat Mor Gabriel manastırı. Deyrul umur


Altı çizilenler :
-          birini öldürsen, biraz da kendini öldürürsün. Kendi hayatını, kendi ruhunu, kendi masumiyetini. Ölüler tuhaf varlıklardır. Onları toprağa koyduğunuzda, hatta çürüyüp kemikleri un ufak olduğunda bile aramızda yaşamaya devam ederler. Bir yerlerden düşlerimize sızarlar, hayallerimizi gölgelerler, umutlarımızı karartırlar. O yüzden ben kimseyi öldürmek istemem. /sf:387

- ölümle gerçekleştirilen adalet, ölümü yüceltmekten başka bir işe yaramaz. /sf:388   

18 Eylül 2017 Pazartesi

BİLİM VE DİN - BERTRAND RUSSELL - ÇEVİRİ - HİLMİ YAVUZ

Derin bir nefes aldım. İnsanlık çok daha korkunç zamanlar yaşamış. J Hem de yüzyıllarca. İşid Taliban dan çok daha korkunç, çok daha zorba dinsel diktatörlükler altında inim inim inlemişler toplumlar, insanlar..
Bu korkunç baskılar altında bilim yapmaya çalışan bilim insanları.
Amaçları dine karşı tezler ileri sürmek, dinsel tezleri yanlışlamak değil, sadece bilimsel araştırma yapmaya çalışıyorlar. Bilimsel çalışmalarla elde ettikleri bulguları açıkladıklarında kilisenin ve kilise egemenliğindeki devlet in çok ağır baskıları ile karşılaşıyorlar. İdamla yargılanıyorlar. kimileri idam ediliyor, kimileri diri diri yakılarak cezalandırılıyorlar.
“Avrupa, ortaçağ zamanlarında bizden çok daha geri idiler” gibi  tezler pek inandırıcı gelmiyordu bana. Bu kitabı okuduktan sonra artık bu tezlerin doğruluğuna inanmaya başladım.
Daha çok avrupada dinsel bağnazlık içindeki Hıristiyan din adamları ve devletin bilim insanlarına uyguladıkları korkunç baskıları okuyoruz kitapta. Çeviriyi yapan Türkçe de çok iyi olarak bilinen Hilmi Yavuz idi. Ama kitabın orijinalinden mi tercümenin iyi yapılmamasından mı bilmiyorum bazı yerleri sıkıcı geldi. 
Bertrand Russel ismine aşina olduğum biri idi. Ama pek bilgim yoktu hakkında. Google da yaptığım tarama ile çok değerli bir filozof aydın olduğunu öğreniyorum. özgürlüklerden yana, barış yanlısı aktif olarak savaş karşıtlığı yapmış, hatta bu uğurda hapislere atılmış değerli bir güzel insan imiş.

“1872 – 1970 yılları arasında yaşamış Britanyalı filozof, matematikςi, tarihςi, toplumsal eleştirmen.
Russell önde gelen savaş karşıtlarındandır. Serbest ticareti ve emperyalizm karşıtlığını desteklemiştir ve barışsever tutumundan dolayı Birinci Dünya Savaşı sırasında haρishanede yatmıştır. Daha sonra Adolf Hitler'e karşı kampanyalar düzenlemiş, Stalinci totalitarizmi eleştirmiş, Vietnam Savaşı'ındaki tutumu nedeniyle Amerikan hükümetini suçlamıştır. Aynı zamanda nükleer silahsızlanmanın dobra savunucularındandır. Son eylemlerinden bir tanesi İsrail'in Orta Doğu'daki ülkelere karşı izlediği tutumu eleştirdiği bir bildiri yayınlamasıdır.
İnsan Haklarını ve düşünce özgürlüğünü savunduğu yazıları dolayısıyla 1950 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür.” Kaynak: http://www.sozkimin.com/a/910-bertrand-russell-kimdir-sozleri-ve-hayati.html#ixzz4t2hi3Bmv

“1959 yılında katıldığı Face-to-Face (Yüz Yüze) adlı bir BBC programında şöyle bir soru yöneltilmiş;

''Bundan 1000 yıl sonrasında yaşayan nesillere yaşadığınız hayat ve bundan çıkardığınız dersler hakkında ne söylerdiniz?''

Ünlü filozofun cevabı ise oldukça kısa ve öz oluyor.

Biri entelektüel ve biri de ahlaki olmak üzere iki şey söylemek isterim. Onlara söylemek istediğim entelektüel şey şu;

“Herhangi bir konuyu incelerken ya da herhangi bir felsefeyi değerlendirirken kendinize sadece ama sadece ve gerçeklerin ulaştırdığı doğruların ne olduğunu sorun. Asla dikkatinizin inanmak istediğiniz ya da inanmanızın toplumsal açıdan daha avantajlı olacağını düşündüğünüz şey tarafından dağıtılmasına izin vermeyin. Sadece ve sadece elinizdeki gerçeklere bakın!”

Ahlaki şey ise çok basit. Sevgi bilgeliktir, nefret ise aptalcadır.

Her geçen gün daha fazla etkileşime girdiğimiz dünyamızda toleranslı olmaya ve bazı insanların bizim hoşlanmayacağımız şeyleri söyleyecebileceğine alışmalıyız. Ancak bu şekilde birlikte yaşayabiliriz. Eğer birlikte ölmek yerine birlikte yaşayacaksak bu gezegendeki insan türünün devamlılığı için kesinlikle elzem olan; tolerans ve birbirimize olan saygıyı öğrenmek zorundayız.


İnsanlığın sevgi ve saygı çerçevesinde, barış ve huzur dolu günler yaşayabilmesi dileğiyle...”  /Kaynak : https://onedio.com/haber/unlu-filozof-bertrand-russell-dan-baris-icinde-yasamak-icin-2-onemli-tavsiye-748984

Altı Çizilenler ;












12 Ağustos 2017 Cumartesi

SESSİZ KURBAN – JANE CASEY / Çeviri: Alp Ege

Güzel bir polisiye gerilim. Akıcı, heyecanlı, düşündürücü. Günlük yaşamın içinden bir kesit. 
Olaylar daha çok günümüz Londrası ve civarında geçiyor.
Yazar Jane Casey, İrlandalı.
Bir polis memuru olan Maeve Kerrigan ın ağzından bütün hikayeyi, olayları dinliyoruz.
İş arkadaşı Derwent ile birlikte Kenford adlı bir avukatın evinde meydana gelen cinayeti çözümlemeye çalışıyorlar. Olanca doğallıkları ile kendilerini de birbirlerini de hiç kasmıyorlar, stres yapmıyorlar. sürekli espriler,  birbirlerine takılmalar..çok hoş. İşlerini de çok güzel yapıyorlar.
O kadar stresli, zor bir iş yapmalarına rağmen nasıl da başarıyorlar hayatı daha yaşanılır  kılmayı. Hayran kalıyorum.
Hikaye çok acı, düşündürücü.
Bir erkeğin şehvetini, azgınlığını kontrol edememesi  yüzünden sebep olduğu felaketler, acılar..
Böyle bir erkek, doğal olarak iyi bir eş, iyi bir baba olamıyor. Böylece anne babasından yeterince ilgi sevgi görmeyen çocuklar hayatın içinde çok sorunlu, mutsuz insanlara dönüşüyorlar. Daha ileri seviyelerde acımasız tehlikeli katillere dönüşebiliyorlar.
İnsanlığın yaşadığı pek çok sorunların kaynağı bana göre “sevgisizlik”.
Çevirmen bazı yerlerde sanki birebir tercüme yapmış. Üvey kardeş anlamında kullanılan half-sister sözcüğünü yarı kardeş olarak çevirmek gibi. 

Philip Kenford : avukat
Vita : Philip Kenford un karısı
İkiz kızları : Laura ve Lydia – 15 yaşlarında
Josh Derwent : kıdemli polis, komiser , erkek
Maeve Kerrigan : polis memuru, 30 undan genç, kadın
Josh Derwent ile Maeve Kerrigan birlikte çalışıyorlar, aynı ekip aracında görevliler.
Rob : Kerrigan ın sevgilisi, erkek
Niele Adamcute : Litvanyalı, Kenford un yattığı kadınlardan biri.
Miranda : Kenford un önceki karısı. Hastalanınca Kenford onu terk ediyor
Kızları Savannah : süpermodel, dünyaca ünlü

Olimpos yayınları
Orijinal adı: the last girl
Yayın tarihi:haziran 2016